23 Kasım 2007 Cuma

18+

Mavi ve sarı günışığı aydınlatırken kızıl saçarını, maviyi yaran teknelerin alışıldık görüntüsü ve aklında yeni olan geleceği. Özgürlüğün hafifliği ve birey olmanın ağırlığı. Ve midye dolmaları satan adamın gözünde çılgın üniversite gençliği, hangisiydi İstanbul’a gelme sebebi, ya da İstanbul muydu baştan çıkaran insanı. Aslanın ağzından alınıp bizim ağzımıza konulmuş ekmek ile yaşarken altın tepside sundukları İstanbul’un. Mutluluğu insanda değil de mekanda aramanın yanılgısı elbet vuracaktı insanı ve sonsuz delikte kaygan duvarlarla boğuşmanın sıkıntısını çekmektense ne zaman görecek insanoğlu esas değerin insanda olduğunu, ona verilmesi gereken değerin aslında yanlış yerlere harcandığını..

Kaybedilen günlerin hiç kazanılmayacak saniyeleri ve son saniye üçlüklerinin kurtarıcılığa cezp ediciliği. Sinema dünyasının bize kakaladığı dünyanın kurtuluşunun son saniyeye kaldığı yalanı. Yalan yalanı kovalar. Yalan gerçeği kovalar. Yalan gerçeği yakalar. Yalan gerçektir. İnanılan gerçektir. İnanılan yalandır aslında ve inanılan kandırmaca da yalnızlık mıdır insanın kaderi? Yoksa bu bir şans mıdır kısa insan hayatında?

Hiç yorum yok: