23 Kasım 2007 Cuma

Karşı - İstanbul

Bir rüya, beyaz, mavi, kırmızı, beynimde dolaşan dumanın uyuşukluğu, nesnelerin mantıksızlığı, ayağa kalktıktan sonra ve kahvaltının sonuna kadar aklımdan çıkmayan garip düşünceler. Ailenin bağlayıcılığı ve hayatımızın ileri dönemlerinde farkettiğimiz başkalarına bağlanmanın, bizde yarattığı acı ve bencilliğimizi kaybedişimiz. Değişen zaman ve iyi insanların kaybettiği savaş varolmaktansa yokolmanın hafifliği ve her şarkı sözünden kensine bir pay çıkarabilen beynimiz. Kahve, tarot falları ve The Secret, bu kadar kolay mı hayatı bilmek ve yönetmek, ters giden işler ve para kazanma endişesi, kimi zaman finaller, kimi zaman sevgililer, geçirdiğimiz evreler ve karşılaştığımız sınavlar, çözdüğümüz problemler, dolmak bilmeyen havuzlar, işimize yaramayacak bilgiler ve bir fotoğraf makinasının objektifinde martılar ve boğaz manzarası.
İstanbul, genci, yaşlısı, boğazı, piyasası ve egzos dumanı, insanların binbir derde düştüğü fakat boğulmadığı, bu hayatın bir alışkanlık olduğu şehir. Herkesin özlemi, çayla simidin kardeşliği ve martıların yemliği, fakirin umut kapısı, midyenin sofrası, medyanın yuvası ve benim de yuvam. Kim koparabilir ki ondan, tinerciler, hayat pahalılığı, trafik gibi sebeplerden. İstanbul bir ibadet, çekilen çilenin sonunun mutluluk olduğuna inanılan. Ezanların sesi ve diskonun lazeri, bazılarının jipleri bazılarının balıkçı tekneleri, para kazanmanın yorgunluğu ve geceden kalmalığın başağrısı. Zıtlıkların şehri, kargaşalı ve uykusuz, büyük ve vazgeçilmez.

Hiç yorum yok: